Suyun İki Yakasındaki Mübadillerin Kültürel Mirası 02 Kasım 2015

Mübadiller ve onların sonraki kuşak akrabaları için göç öncesi kültürel ve folklorik yaşam öğelerini korumak, sergilemek ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla açılan Çatalca Mübadele Müzesi; Türkiye’nin ilk göç ve mübadele müzesi olma özelliğini taşıyor. Mübadeleyi yaşayan İstanbul'a en yakın yer olması nedeniyle Çatalca’da açılan Müze; 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, Çatalca Belediyesi ve Lozan Mübadilleri Vakfı işbirliğiyle açıldı.

Mübadele Müzesi projesi; Lozan Mübadilleri Vakfı’nın (LMV) kuruluşundan beri asıl hedefleri arasında yer alıyordu. LMV, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti süreciyle birlikte bu girişimin olabilirliği üzerine düşündükten sonra Çatalca ziyaretlerinde ilgilerini çeken, şimdiki müzenin yapısıyla ilgili araştırmalar yaptı ve bu araştırmaları İstanbul 2010 Kültür Başkenti Ajansı ile paylaştı. Olabilirliği üzerine olumlu yaklaşım alınınca, Ajans’a bir proje sunuldu. Öneri projesini gerçekleştirebilmek için Lozan Mübadilleri Vakfı’nın, proje girişimcisi ve yürütücüsü, Çatalca Belediyesi’nin proje ortağı ve mülk sahibinin de proje destekçisi olarak yer aldığı bir protokolü Ajans’a sundular. Proje kabul edildikten sonra müze 20 Aralık 2010 tarihinde kapılarını ziyaretçilerine açtı.

Türkiye’de mübadeleyi konu alan ilk müze

Müzenin neden Çatalca’da açıldığını Müze Müdürü Müge Ürpek Toker şöyle anlatıyor: “İstanbul, mübadelede kapsam dışı bırakılmıştı fakat Çatalca, o günkü İstanbul'un sınırları içerisinde değildi, kısa süreliğine vilayet yapılmıştı ve mübadeleye dâhil edildi. Yani Çatalca İstanbul'a en yakın mübadeleyi yaşamış bir yer, özellikle müzenin bulunduğu Kaleiçi Mahallesi. Kaleiçi Mahallesi'nde mübadele döneminden kalma çok sayıda eser var. Aslında müze projesi tüm Kaleiçi projesinin bir başlangıcı veya bir parçası. Tüm bu sebeplerden dolayı müzemizi, Çatalca’da açtık. Aynı zamanda Çatalca çok fazla mübadil nüfusa sahip. Çatalca’da insanlar hala kendi aralarında Rumca konuşuyor. Burada yemek isimleri farklıdır, müzikler farklıdır.”

Mübadiller, antlaşma gereğince taşınabilir eşyaları dışındaki tüm mal varlıklarını terk ettikleri topraklarında bıraktılar. Taşıyabildikleri küçük eşyaların dışında, yanlarında sadece belleklerini, kültürlerini, geleneklerini getirdiler. Türkiye’deki ilk göç temalı Müzesinin amaçlarından birinin; bu göçü, anıları, gelenekleri, mübadele öykülerini, mübadillerin eşyalarını kültürel bir alanda birçok kişiye ve genç nesillere aktarmak olduğunu söyleyen Toker müzenin bir diğer amacını şu şekilde ifade ediyor: “Hemen hemen her sene Yunanistan’dan Türkiye’ye, özellikle İstanbul’a çok sayıda ziyaretçi gelmektedir. Bu insanların Çatalca’ya gelmesini sağlamak ve Kaleiçi’ni kültür ve tarih merkezi yapmaktır.”

Çatalca, mübadele öncesinde önemli Rum nüfusa sahip yerlerden birisiydi. Müze, Çatalca’nın en eski yerleşkesi olan Kaleiçi Mahallesi’nde bulunuyor. Müze binası 1913’te taverna olarak yapılmış ve Yannis adında bir Rum tarafından işletilmiştir. 1924’te mübadele gerçekleşip Rumlar Çatalca’dan gidince sağlık memuru-sünnetçi Fethi Onuk tavernayı devralmış fakat işletemeyince bırakmıştır. Sonrasında bina, milli emlak emrine verilmiş daha sonra Ziraat Bankası’na tahsis edilmiştir. Banka Kaleiçi Mahallesi’nden taşınınca bina 1961 yılında Fikret Tatari’ye satılmıştır. Bu sürede binada dikiş nakış kursu verilmiştir.1967 yılında Kamil Ölçer tarafından bina satın alınmış halen Ölçer ailesine aittir.

Müze, anıları yaşatıyor

Mübadillerin yanlarında getirebildikleri genellikle küçük taşınabilir eşyalarıydı ama en önemlisi bellekleri ve kültürleriydi. Bu nedenle müzede sadece eşyalar sergilenmiyor aynı zamanda Müze; mübadelenin tarihini, nasıl geldiklerini, ne zorluklar yaşadıklarını kısacası bu duyguları ziyaretçilere yansıtıyor. Mübadeleyi yaşamış olanların anı eşyaları, ninelerin çeyiz sandıkları, gelinlikleri, mektupları, anıları, fotoğrafları, dönemin belgeleri, yazılı anlaşmaları, belgeselleri, Lozan Mübadilleri Vakfı'nda yer alan arşiv belgeleri müzede sergileniyor.

Aynı zamanda Müzenin dış mekân panolarında, mübadele sürecini, mübadil kültürünü ve Çatalca’yı anlatan panolar bulunuyor. Müzenin yan duvarında göç yollarını gösteren bir harita, arka bahçe yan duvarında ise Çatalca’ya iskân edilen mübadillerin isimlerinin yer aldığı panolar bulunuyor.

 

Mübadelenin simgesi: Gülcemal

Mübadelenin simgesi olan Gülcemal gemisinin maketi de müzede sergileniyor. 15 Temmuz 1874 günü denize indirilen Gülcemal, ilk adı ile Germanic, Kuzey İrlanda’nın Belfast kentindeki Harland ve Wolff adlı gemi tezgâhlarında inşa edilmiştir. 1899 yılında New York limanında aşırı kar ve buz nedeniyle batan Germanic yeniden yüzdürüldü. 1902 yılında adı Ottowa olarak değiştirildi. 1910 yılında Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi adına satın alındı. 1911 yılında İstanbul’a gelen gemiye dönemin padişahı olan V. Mehmet Reşad’ın annesinin adı olan “Gülcemal” ismi verildi. 1924 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan Mübadele Antlaşması gereğince Yunanistan’dan Türkiye’ye gelecek mübadilleri Selanik Limanı’ndan İstanbul ve İzmir Limanlarına taşımıştır. Aslında Mübadilleri doğdukları topraklardan yeni yurtlarına taşıyan, isimleri birbirinden farklı sayısız vapur var. Ama çoğu mübadil için o vapurların adı hep "Gülcemal". Gülcemal gemisi mübadiller için çok önemli, adeta onların anıları. Çünkü onların anılarını, hasretlerini, topraklarından ayrılışlarını simgeler. Mesela Gülcemal gemisinde mübadelede yaşanan bir olay şudur; Fatma Teyze şöyle anlatıyor “At arabalarıyla Selanik'e gittik. Gemiye bindik. Birçok köylerin halkı da bindi gemiye. Kat kat bir gemiydi, biz en üstte geldik. Gemide çan çaldılar bir ara. Meğer ölü varmış. Ölü olunca çan çalarlarmış. Ölüyü ben de gördüm. Çarşafa sarıp, yallah denize attılar. Babama Rumca "yazık" dedim.” Böyle daha nice anıları var Gülcemal’in. Bu yüzdendir ki Gülcemal birçok maniye, şiire konu olmuştur.

Müzenin her parçasının kendi içinden etkileyici olduğunu söyleyen Toker, müzeyi ziyarete gelenlerin izlenimlerini aktarıyor: “Burada sergilenen eserlerin her birinde yaşanmışlık, hasret ve anılar var. Gelen ziyaretçilerimiz müzemizden duygu yoğunluğuyla ayrılıyor. Kimileri annelerini, babalarını kimileri atalarını görmüşçesine bir duygu yoğunluğuna kapılıyor. O anları hissediyorlar adeta. O duyguyu yaşatabilmek bizler için de mutluluk.