Kapanış Töreni ve Panel

Türk-Yunan Medya Buluşması Projesi, Görkemli Kapanış Töreni ile Ses Getirdi

Türk Yunan Medya Buluşması Projesi kapanış toplantısı ve “İki Ülkeden Dostluk ve Barış Söyleşileri” Paneli Ankara Üniversitesi ATAUM Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından desteklenen ve Sivil Toplum Diyaloğu Programı kapsamında gerçekleştirilen Türk-Yunan Medya Buluşması Projesi, Türk ve Yunan toplumları arasında sürdürülebilir bir diyalog kurma hedefiyle yola çıktı. 18 Aralık 2015 tarihinde yapılan proje Kapanış Töreninde, ilk olarak Proje Koordinatörü Arzu Akgün, proje faaliyetlerini anlattı. Akgün, konuşmasında Türkiye ve Avrupa Birliği toplumlarını birbirine yaklaştıran Türk Yunan Medya Buluşması Projesi ile elde edilen başarıları vurguladı ve iki ülke arasında daha önce gerçekleşmemiş olan bir işbirliğinin gerçekleştiğini ve proje kapsamında tüm hedeflere ulaştıklarını belirtti. Konuşmanın ardından gazeteci-yazar Herkül Millas, emekli büyükelçi Yalım Eralp, sevilen polisiye romanı yazarı Petros Markaris, gazeteci-yazar Celal Başlangıç ve gazeteci Zeynep Gürcanlı’nın konuşmacı olarak katıldıkları panel başladı.

 “O KÖTÜ DÖNEMLERİ AŞTIK”

Konuşmalara önce panel moderatörü Herkül Millas, başladı. Gazetecilik hayatındaki deneyimlerinden yola çıkarak konuşmasına başlayan Millas, şunları söyledi: “20 yıl önce böyle bir toplantıyı düşünmek olanaksızdı. O zamanlar Türkler ve Yunanlılar aynı masanın etrafında oturamazlardı. Böyle bir durum olsa tüm dünya basını bundan söz ederdi. Böyle kötü dönemlerden geçtik, şu anda bunları aştık, geride bıraktık çok iyi dönemlerdeyiz. Yalnız hala yapmadıklarımız var. Yani bizim basın ve toplum olarak hala yapmamız gerekenler var. İki ülkenin medyasının da insan hakları ihlalleri konusunda dünya çapında oranı oldukça düşüktür. Basında baskılar var, bunları Türk Yunan milli çerçeve içerisinde konuşmaktansa basındaki insanların iş birliği içerisinde çalışmalarında ben büyük yarar görüyorum. Mesele yalnız iki ülkenin sorunu değil aynı zamanda mesleki ve insanı bir ihtiyaç olarak da özgürlükler ve ifade özgürlüğü konusunda sorunlar var. Umarım Türkler ve Yunanlılar bu konuda işbirliğine girerler.”

Panelistlerden emekli büyükelçi ve diplomat Yalım Eralp da konuşmasına Türk Yunan ilişkilerini anlatarak başladı. Bu ilişkilerin insani ve siyasi olmak üzere iki yönü olduğunu söyleyen Eralp; Gümülcine’de konsolosluk yaparken başından geçen anılarını dinleyicilerle paylaştı. Eralp sözlerine şu şekilde devam etti: “Türk ve Yunan milletvekillerinin büyük ölçüde tamamı Avrupa’da dünyanın çeşitli ülkelerinde dolaşıyorlar, ben ona karşı değilim ama evvela her iki ülkenin milletvekilleri ve siyasileri komşularına çok sık gitsinler derim.”

 “İKİ HALK BİRBİRİNİ ÇOK İYİ ANLAYABİLİYOR”

Eralp’ten sonra sözü devralan Yunanistan’ın en önemli polisiye yazarlarından olan Petros Markaris oldu. Konuşmasına hikâyelerle başlayan Markaris, her iki ülkenin birbirini algılama şekilleri üzerine konuşurken yaşadığı birkaç anısını aktardı: “Yeni pasaport çıkartmak için Vilayetler’e gittim ve bir dilekçe yazdım. Dilekçede doğum yeri ve tarihi kısmına İstanbul 01.01.1937 yazdım. Gişede oturan bayan, bana “biz bu dilekçeyi kabul edemeyiz” dedi. Neden kabul edemeyeceklerini sorduğumda ise “İstanbul” sözcüğünü kabul etmediklerini söyledi. Bende ne istediklerini sordum ve “Konstantinopolis mi yazayım” dedim onu da yazamayacağımı söyledi. Nedeni sorduğumda Türklerin bu sözcüğü kabul etmediklerini söyledi. Gişe görevlisine ne yazmam gerektiğini sorduğumda “yeter ki İstanbul ve Konstantinopolis yazmayın” dedi. Bende “Beyoğlu” yazdım. Demem o ki Yunanlılar Beyoğlu’nun semt olduğunu bilmiyorlar ve sınırdan geçerken polis memurunun Beyoğlu umurunda değil yeter ki Konstantinopolis olmasın.”

Türk Yunan ilişkilerinin bugünkü durumunu değerlendiren Markaris, halk seviyesinde herhangi bir gerginliğin olmadığını belirterek, Yunanlıların her yaz Yunan Adalarına Türkleri beklediği örneğini verdi. Markaris; Türklerin, Yunan adalarına gittikleri zaman adaların bayram havasına büründüğünü dile getirdi. Son yıllarda adalardaki durumun Selanik’te de olduğunu ifade eden Markaris, aynı durumu Yunanlıların İstanbul veya İzmir’e geldiklerinde yaşadıklarını söyledi.

Markaris konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Yani ne soğukluk kaldı ne gerginlik kaldı tam aksine iki halk birbirlerini çok iyi anlayabiliyor. Bu açıdan İmroz Adası’nın örneği çok ilginç. Demek istediğim hükümet, politika ve parti seviyesinde hiçbir problem çözülmüş değil. Benim zamanımdan kalan aynı problemler aynı gerginlikler bugünde var. O kadar sert değil ama var. Bir çözüm yok ve çözüme doğru atılacak adımlar da olmuyor benim gördüğüm kadar. Demek ki halk ile politikacılar arasında çok büyük bir mesafe var. Bu durum bence her iki ülkede politika sınıfının çok karakteristik bir durumunu yaratıyor. Her iki ülkede politikacılar halktan geçen değişiklikleri kolay anlayamıyorlar ve onlara aynı adımları da atamıyorlar. Bu her iki ülkede de çok ilginç bir durum. Her iki ülkenin politikacıları adeta halk hiç değişmemiş gibi bir tavır takınıyorlar ki bu hiç doğru değil. Arada iki ülkenin basını kalıyor. Demek istediğim her iki ülkede gazeteciler hükümetleri politikacıları, partileri eleştiriyorlar. Ama her iki ülke gazetecisi de öbür ülke üzerinde yorumlara başladıkları anda bu gazeteciliğin bir çoğunluğu adeta resmi politikayı dile getiriyormuş gibi bir tavır takınıyor. Tabii ki bütün gazeteciler böyle değildir. Tabii ki buna değişik bir yol tutan gazeteciler vardır ama her iki ülkedeki gazeteleri de gördüm. Bu demek oluyor ki aşağıdan gelen ilginç ve çok iyi olan büyük bir değişiklik var. Bu değişiklik üst katlara daha geçmedi yani basına ve politikaya geçmedi. Ve buna bence iki ülkenin gazetecileri ve aydınları destek olmalıdırlar. Bu değişikliği herhangi bir açıdan yola getirmelidirler. Her şeye oturup uzaktan bakmak iyi değil, birazda biz üstümüze mesuliyet almalıyız. Biraz biz de çalışmalıyız bu açıdan bu zorlukları gidermek için.”

 “OLUMSUZ YÖNLERE ODAKLANMAK ÇOK KOLAYDIR”

Sözcü Gazetesi İnternet Ankara Temsilcisi ve 19 yıldır dış politika muhabirliği yapan Zeynep Gürcanlı, dış politikada Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkileri bir gazeteci gözünden anlattı. Özellikle siyasetçilerin politika üzerinde belirleyici bir güç olduklarına değinen Gürcanlı sözlerine şu şekilde devam etti: “Olayları olumsuz yöne taşıyan siyasetçiler olduğu gibi olumluya taşıyan siyasetçiler de var. Büyük bir minnetle İsmail Cem’i ve Yorgo Papandreu’yu anmak isterim. Çünkü gazetecilik kariyerimde ilişkileri olumluya taşıyan bu önemli siyasetçileri de tanıma fırsatım oldu.” Tecrübelerinden ve anılarından bahseden Zeynep Gürcanlı, Türk Yunan ilişkilerinde medyanın olumlu ve olumsuz etkilerini dinleyicileriyle paylaştı. Özellikle gazetecilerin ve siyasilerin olumlu yönlere eğilmesinin önemini vurgulayarak konuşmasına şunları da ekledi: “Sonuçta benim söylemek isteyeceğim şey şu; olumsuz yönlere odaklanmak çok kolaydır ve genelde gazetecilikte olumsuz konular haber olur. Aslında biz de buna meyilliyizdir. Fakat çok güzel örnekler de oldu Türk Yunan ilişkilerinde bugüne kadar. Temennim bundan sonra da güzel örneklere odaklanacak tarzda bir habercilik yapmamız ve bu ortamın bize oluşturulması.”

“GÜL GİBİ GEÇİNENLER”

Son olarak konuşma sırası gazeteci ve yazar Celal Başlangıç’taydı. Kendisi 1982 yılında İmroz Adası’na Piri Reis Gemisine davet edilen gazetecilerden biri olarak, adada yaşamış oldukları olayları dinleyicilerle paylaştı. Adada yaşayanlar hakkındaki izlenimlerini şu cümlelerle dile getirdi: “O sırada adayı ve ada halkını tanıma fırsatımız oldu. Orada Türkler ve Rumların bir ortak yaşamı vardı. Örneğin; bir Türk ve bir Rum evliydi, bir Türk ve bir Rum ticaret ortağıydı. Yani Hakkı Kaptan kompresörün başındayken, dalgıcı Vasil de dalıp sünger çıkarıyordu. Öyle dostluklara tanık olduk.” Gazeteci adadan döndükten sonra Cumhuriyet gazetesinde Türkler ve Rumlar arasındaki ilişkiler hakkında “Gül gibi Geçinenler” başlığıyla bir yazı dizisi yazdığından da söz etti.

Panel konuşmalarından sonra aralarında Yunanistan Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis’in de aralarında bulunduğu dinleyiciler sorularını yönelttiler. Panel, konuşmacılar ve dinleyiciler arasında geçen keyifli diyaloglar sonunda sona erdi.

TÜRK YUNAN MEDYA BULUŞMASI PROJESİ GÖRKEMLİ BİR KONSERLE SONA ERDİ

Türk Yunan Medya Buluşması Projesi Kapanış Töreni etkinlikleri kapsamında panel sonrasında düzenlenen Vassiliki Papageorgiou Konseri 20 Aralık 2015’te Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşti.

Konser öncesinde katılımcıların katıldığı kokteylde, Mudanya Lozan Mübadilleri Derneği’nin katkılarıyla hazırlanan “İki Yaka El Ele” fotoğraf sergisi büyük beğeni topladı. Sergide fotoğrafların yanı sıra, mübadillerin evlerinden alınan ve üzerlerine resim yapılan ahşap parçaları da bulunuyordu. Katılımcıları oldukça etkileyen ve beğeni toplayan sergi sonrasında, Yunanlı sanatçı Vassiliki Papageorgiou ve Orkestrasının konseri başladı.

Türkiye ve Yunanistan arasında gerçek bir kültür köprüsü olarak çalışan Papageorgiou’nun repertuarı arasında İstanbul türküleri, Bektâşî nefesleri ve rembetiko şarkıları yer aldı. Ege’nin iki yakasından eserlerin seslendirildiği konser binlerce yıldır üretilen ortak değerleri de anımsattı.

Yoğun bir katılımın gerçekleştiği konserde, dinleyicilerini de konsere dahil eden sempatik tavırlarıyla gönülleri fetheden Papageorgiou; repertuarına aldığı ‘Üsküdar’a Gider iken’ ve ‘Kasap Havası’ adlı parçaylarla büyük alkış aldı.

DSC 0299 DSC 0302

DSC 0386 DSC 0080

 DSC 2634 DSC 0015